2 Kasım 2009 Pazartesi

"summer"dan sonra "autumn"dan hayır gelmez


romantik komedi izlemeyeli çok olmuş. hatta hiç gerçek bi romantik komedi izledim mi anımsayamıyorum, en son kimin aşkına hem iç geçirdim ekranda gördüğüm... Ağlarım sandım buna da giderken. sırf sevdiğim bir şarkı soundtrack listesinde var diye. Aralarda iç geçireyim falan dedim, hafif burun çeksem? Yok... ağlanan cinsten değildi bu. Daha çok kimseden ses gelmeyen yerlerde güldüm. Mesela şey oldu... mm.. unuttum işte bak! romantik komedi böyle bir şey. unuttum gitti. Hem izlerken "çok yazmak istiyorum" dedim "eve dönünce". "çok" olamadı.

filmden öğrendiğim şeyler ise şöyle:

beyaz tene çikolata renk saç yakışıyomuş çok.

güzel gülüşlü olan kız hayata 1-0 önde başlıyo, bu net.
işaretlere inanma, tesadüf diye bişi yok. kendi şansını yaratıcaksın! (gerçi bunu hayat bana önceden de defalarca öğretti. ama mucizelere inanmak çok daha tatlı malesef...)

çizim yeteneğine sahip olmak çok yüce bir durum

isveçliler çok geniş adamlar

31 Ekim 2009 Cumartesi

Parktaki oturma düzeni

Çok şey aldığımızdan mı yoksa
sürekli verdiğimizden mi ortasındayızdır çemberin?

27 Ocak 2009 Salı

regina spektor'dan hepimize gelsin

seviyorum bu kadını, kızı, minik çocuğu...

böyle yapsam size uyar mı...

http://fizy.org/yGZXgZfFzMkd

bu fizy.org baya güzel bir olay bu arada...

24 Aralık 2008 Çarşamba

agucuk gubucuk

kızardım çocukları ve bebekleri ve bilumum sevgilileriyle çağlar öncesi tavşan püresi şeklinde konuşan zatlara. hala da kızarım. yalnız şöyle bi sorunum var; daha doğmamış yeğenimden bahsederken ağzım çarpılıyo sanki, kelimeler başka bir yörenin şivesiyle çıkıyo ağzımdan.. salt bebeklerin yaşadığı bir ülkedeki önceki hayat tecrübelerimden kapmış bulunduğum şive.. ay şive kelimesi son derece sevimsiz kaldı bu agucuk gubucuk bahsinin kıyısında köşesinde...

"oyyy onun şimdi minijik patileyi mi vaaayyy" "ay kıyamaam ben januuuum yirim onun lensi olmayan oyuk gözleriniiiiii" "daha kaç haftalık şeyin ses teli niye var yavyuuuuum baağaracak mıymış ordan annesine uyyyy" "çikölatayı mı seviyomuşş kıyamaaaaammmm"

14 Mart 2008 Cuma

kısa kesmek, yüzyüzeyken bile...

Vodafone reklamlarına kahkahalarla gülerken haftalardır....

Bizim marketin önünden geçiyorum. arkamdan da kokoş abla ve küçücük oğlu... vodafone reklamlarına ilham verircesine bir şeyler duyuyorum... kısa kestikleri için aslında duyar gibi oluyorum sadece...

-Anne bağım çözülmüş...
-Bağla.

Tonlama aynı. gerçekten. hani reklamda da asıl insanı güldüren o "donuk, ruhsuz, ifadesiz" tek kelimelik cevap ya... bu kadın da inanılmaz donuk. duyan beni donduracak derecede.

Kendi çocuğuna sevgisi yok kadının. Oğlu'yla iletişirken insan nasıl bu kadar duygusuz olabilir...

ne sabit ücretler, ne meşgul tonları, ne biten şarjlar yokken bile aramızda, ne kadar "aradığımız kişiye ulaşılamıyor" aslında...

20 Kasım 2007 Salı

beş milyon'a vahşi bir şeyler

ölüler onlar ölü...

hatta at bile değiller.

çok şaşkınım.

eğlencenin bir parçası, hatta eğlencenin tam kaynağı olmalıydılar. ama sadece acıklılar.

tahtadan, renkli, at süsü verilmiş bir şeyleri çubuklara geçirip bi aşşağı bi yukarı oynatıyorlar.

çocuklar da ne saf.. sevinip bu tuhaf "eğlence" ye katılıyorlar.

ana-babalar; çocukları bu ruhsuz şeylerin üstünde tepişsin diye para veriyor ve içten içe yavrularını mutlu ettikleri için çok ama çok keyifli oluyorlar.

sonra o çocuklar bir ata hiç dokunmadan, o koşarken tüylerinin parıl parıl parlamasını seyredemeden büyüyorlar.

onlar öyle büyürken; bu lunapark objesi de kim bilir kaç kerelerce sökülüp başka yerlerde kurulmuş olacak.

sevdiğimi sanırdım aslında. renkli, ışıklı mışıklı ya...

ta ki...

bir sabah o ölü atları çubuklara geçmiş şekilde yatarken görene dek.

duydum ki şehre atlı karınca geliyormuş. . .